Andrei Schnell

Yoksullar ve zenginler, ateistler, Müslümanlar ve Hristiyanlar, Hannoverliler, Doğu Berlinliler ve Frankonyalılar… Wedding ve Gesundbrunnen’de birbirinden çok farklı insanlar yan yana yaşıyor. Peki, birbirleriyle ne sıklıkta konuşuyorlar? Kubik e.V. ile Brunnenviertel e.V. tarafından düzenlenen sivil toplum buluşması, Alman Birliği Günü’nde farklı deneyimlere ve bakış açılarına sahip 50 kişiyi bir araya getirdi. Peki, o akşam kurulan diyalog bir istisna olara mı kalacak?

Tema masalarında, daha önce birbirini tanımayan insanlar da bir araya gelerek sohbet etti. Fotoğraf: Kubik e.V.

Almanlar: Birbirinden farklı birçok grup

Almanların kim olduğu konusunda ortak bir anlayış yoksa Almanya’da birlikte yaşamak nasıl mümkün olabilir? İnsanlara son 40 yılın en sarsıcı tarihinin hangisi olduğu sorulduğunda, tek bir “Alman cevabı” alınmıyor.

Birçok Doğu Alman için 1989’daki siyasal ve toplumsal dönüşüm, hayatlarının en belirleyici deneyimlerinden biri sayılabilir. Buna karşılık Almanya’nın yeniden birleşmesi, Batı Almanya’da günlük yaşamı çok daha az değiştiren bir gelişme olarak yaşandı.

Almanya’daki Türk toplumu açısından 1992 ve 1993 yıllarında Mölln ve Solingen’de gerçekleştirilen ırkçı kundaklama saldırıları, en sarsıcı deneyimler arasında yer alıyor. 11 Eylül 2001 saldırıları ve ardından Müslümanların dinlerine yönelik oluşan genel şüphe, birçok Müslümanın Almanya’daki yaşamını değiştirdi. Maddi imkânları kısıtlı insanlar içinse 2000’li yılların başında hayata geçirilen Hartz reformları derin bir kırılma anlamına geldi.

Toplumsal uzlaşı, birleşmeden daha ilgi çekici

Kubik e.V. ile Brunnenviertel e.V. tarafından düzenlenen sivil toplum buluşması, farklı insanları bir araya getirerek konuşturmak için 3 Ekim’i vesile edindi. Etkinlik, Waidmannslust’taki Dianastraße’de bulunan Eventus Bildung’un salonunda gerçekleştirildi.

Gecenin merkezinde “Einigkeit”, yani toplumsal uzlaşı kavramı yer aldı. Kubik e.V.’den Süleyman Bağ, “Almanya’da yaşayan bütün insanlar hangi ortak değerlerde birleşebilir?” diye sordu.

Sivil toplum buluşmasına hoş geldiniz: Kubik e.V. ile Brunnenviertel e.V., 3 Ekim’de insanları ortak bir fikir alışverişine davet etti. Fotoğraf: Andrei Schnell

Wedding ve Gesundbrunnen’de çok farklı hayatlar süren insanlar yan yana yaşıyor, birbirinden farklı yaşam dünyaları karşılaşıyor. Burada Almanya’nın tek ve homojen bir bütünden değil, çok sayıda farklı insandan oluştuğu açıkça görülüyor.

Bu nedenle sivil toplum buluşmasının organizatörleri, “Alman Birliği Günü”nü bir bakıma “Alman Toplumsal Uzlaşı Günü”ne dönüştürdü. Üstelik sonuna bir soru işareti koyarak: Alman Toplumsal Uzlaşı Günü Mü?

Cevaplar değil, farklı bakış açıları

Sivil toplum buluşmasının amacı hazır cevaplar sunmak değil, insanları birbirleriyle konuşturmaktı. Üç kadın konuşmacı, kendi bakış açılarıyla 3 Ekim’deki etkinliğin açılışını yaptı.

Gesundbrunnen Protestan Kilisesi’nden Papaz Franziska Pich, grupların nasıl oluştuğunu ve benlik algımızı nasıl şekillendirdiğini anlattı. Vaazlardan sonra insanların tekrar tekrar küçük gruplar oluşturduklarını gözlemlediğini söyledi. Gruplar insanlar için önemliydi; ancak insan bazen kendisinin de belirli bir gruba dâhil edildiğini fark etmiyordu. Pich, Vestfalya’dan Brandenburg’a taşındığında bunu bizzat yaşamış ve birdenbire “Batı Alman” olarak algılanmaya başlanmıştı.

Papaz Franziska Pich, sivil toplum buluşmasında konuşuyor. Fotoğraf: Hensel

Sosyolog ve Verband für gesellschaftliches Engagement (VGE e.V.) Genel Müdürü Hilal Akdeniz ise göçmen perspektifinden siyasi bir konuşma yaptı. Çocukken televizyonda duvarların yıkılabildiğini gördüğünü, bugün ise bir yetişkin olarak dışlayıcı yeni duvarların örüldüğüne tanık olduğunu söyledi.

Akdeniz, Alman toplumunun içinde geçen bir hayat hikâyesine sahip olmasına rağmen bu topluma ait kabul edilmemenin yarattığı duygudan söz etti. Hilal Akdeniz Augsburg’da doğdu. Birisi kendisine “Evine geri dön” dediğinde, nereye dönmesi gerektiğini sorguladığını anlattı. Gidebileceği tek yer Augsburg’du; ancak bu sözle kastedilen yerin Augsburg olmadığı açıktı. Peki, ailesinin dördüncü kuşağını oluşturan çocukları nereye gitmeliydi? Akdeniz, göçmenlerin ve İslam’ın Almanya’nın bir parçası olduğunu kararlı bir şekilde vurguladı.

Hilal Akdeniz, aidiyet duygusunu ve ailesi birkaç kuşaktır Almanya’da yaşamasına rağmen sürekli olarak bu topluma ait değilmiş gibi görülme deneyimini anlattı. Fotoğraf: Hensel

Himmelbeet Topluluk Bahçesi’nden Irina Kohlmetz ise 1989-1990 yıllarındaki siyasal dönüşümü kişisel bakış açısından aktardı. Eski Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde doğup büyüyen Kohlmetz, o dönemde Almanya’nın bu şekilde birleşmesini istemediğini söyledi. Bağlarının bulunduğu Çekoslovakya ile birleşmeyi hayal edebileceğini, buna karşılık Batı’yla ve kapitalist sistemle herhangi bir ilişkisi olmadığını anlattı.

Kohlmetz uzun yıllar boyunca dayanışmaya dayalı ortak bir çalışma ortamının özlemini çekmişti. Sonunda aradığı çalışma biçimini Himmelbeet’te buldu: Burada işler kolektif olarak ve hiyerarşi olmadan yürütülüyor. Birbirinden farklı pek çok bakış açısını kabul etmek bazen yorucu olsa da aynı zamanda son derece zenginleştirici bir deneyim. Bir insanın nereden geldiği burada önem taşımıyor. Kohlmetz’in eski Doğu Almanya’dan gelmiş olması da Himmelbeet’te kimsenin umurunda değil.

Himmelbeet’ten Irina Kohlmetz, Almanya’nın yeniden birleşmesine Doğu Almanya’dan bakışını ve hiyerarşisiz kolektif çalışma konusundaki deneyimlerini anlattı. Fotoğraf: Hensel

Birbirini tanımayan insanlar, yurt ve aidiyet üzerine konuştu

Sivil toplum buluşmasının ana bölümünü tema masaları oluşturdu. Farklı geçmişlerden gelen konuklar, karma gruplar hâlinde mutluluk, yurt ve aidiyet gibi konular üzerine konuştu. Katılımcıların çoğu daha önce birbirini tanımıyordu. Her masada sohbeti yönlendiren bir moderatör bulunuyordu.

Katılımcılar kısa sürede kendi deneyimlerini anlatmaya başladı. Masalardan canlı ve hareketli bir konuşma uğultusu yükseliyordu. Sohbetler için yarım saat ayrılmıştı; bazı katılımcılar bu sürenin daha uzun olmasını istedi.

Bu bayram kutlamasının özelliği, kürsüden halka seslenen tanınmış kişilerin değil, konukların birbirleriyle konuşmasıydı. Gecenin akılda kalan formülü şuydu: “Devlet töreninin yanında yurttaş buluşması da gerekir.”

Tema masalarında konuklar mutluluk, yurt ve aidiyet üzerine tartıştı. Birçoğu daha önce birbirini tanımıyordu. Fotoğraf: Süleyman Bağ

Tema masalarındaki sohbetlerin ardından gece henüz bitmemişti. Zengin açık büfede birlikte yemek yenildi ve kutlama yapıldı. Sohbetlerin çoğu devam etti. Konuklar yan yana oturarak birbirlerini tanıma fırsatı buldu.

Bu, müziğin eşlik ettiği güzel bir salonda gerçekleştirilen bir kutlamaydı. Aynı zamanda birlik ve toplumsal uzlaşı, topluluk duygusu, ortak yarar bilinci ve çeşitlilik içinde dayanışma üzerine düşünmeye çağıran bir buluşmaydı.

3 Ekim’i ilk kez kutladılar

“Daha önce 3 Ekim üzerine hiç fazla düşünmedim.” Bu cümle, sivil toplum buluşmasında birkaç kez dile getirildi. Bazı konuklar, Alman Birliği Günü’nü daha önce hiç kutlamadıklarını anlattı. Ancak o akşam durum farklıydı.

Almanya’daki millî bayram, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında daha mesafeli ve sade bir anlam taşıyor. Bu gün, Almanya’nın savaş sonrasında ikiye bölünmüşlüğünün sona ermesini kutlamak amacıyla ortaya çıktı. Peki, bugün bu olayı kim kutluyor? Kim hâlâ kutluyor?

Diğer ülkelerde kamusal kutlamalar millî bayramların çok daha doğal bir parçası. Almanya’da ise Birlik Günü, birçok insan için her şeyden önce işe gidilmeyen bir tatil günü anlamına geliyor.

Bu akşam, millî bir bayramın farklı biçimde de yaşanabileceğini gösterdi. Hatta insanları heyecanlandıran bir kıvılcım bile ortaya çıkabilir. Geri bildirim panosundaki istisnasız olumlu değerlendirmeler, bu günü gerçek bir bayrama dönüştüren unsurun başka insanlarla kurulan diyalog olduğunu vurguladı.

“Birlik, çeşitlilikten besleniyor”

Gecenin konuklar üzerinde nasıl bir izlenim bıraktığını geri bildirim panosu da gösterdi. Katılımcılar panoya şu düşünceleri yazdı:

Alman Birliği Günü’nde bizleri böylesine renkli bir şekilde aynı masanın etrafında buluşturduğunuz için teşekkür ederiz. :)

Teşekkürler! Bu, hayatımda katıldığım en güzel Alman Birliği Günü kutlamasıydı. Harika bir fikirdi ve çok sempatik insanlarla tanıştım.

Üç konuşmanın tamamı son derece etkileyiciydi ve etkinlik için iyi bir başlangıç oluşturdu. Masa sohbetleri ilgi çekiciydi. Özellikle bizim masamızda aslında moderasyona hiç ihtiyaç yoktu.

Birliğin çeşitlilikten beslendiği konusunda hemfikiriz.

Bunun devamı gelmeli

Gecenin ardından birçok konuğun temel isteği şuydu: Böyle etkinlikler daha fazla yapılmalı. Bu format, daha önce birbirini tanımayan insanları bir araya getirmiş ve onların kısa sürede sohbet etmelerini sağlamıştı. Konuklar arasında daha önce hiç karşılaşmamış birçok Weddingli de vardı.

Bazı katılımcılar etkinliğin gelecek yıl da tekrarlanmasını, mümkünse Wedding’de, hatta Brunnenviertel’de düzenlenmesini istedi.

Organizatörler, farklı toplumsal gruplar arasındaki diyaloğun günlük yaşamda da sürmesini arzu ediyor. Belki bu bir yanılsama, belki de bir umut.

Was vom 3. Oktober bleibt

Andrei Schnell

Arm und Reich, Atheisten, Muslime und Christen, Hannoveraner, Ostberlinerinnen und Franken – im Wedding und Gesundbrunnen leben sehr unterschiedliche Menschen nebeneinander. Aber wie oft reden sie miteinander? Ein Zivilgesellschaftlicher Festakt, organisiert von Kubik e.V. und Brunnenviertel e.V., hat am Tag der Deutschen Einheit 50 Menschen zusammengebracht, die unterschiedliche Erfahrungen und Perspektiven mitbringen. Bleibt das Miteinander-Reden dieses Abends eine Ausnahme?

An den Thementischen kamen Menschen miteinander ins Gespräch, die sich zum Teil vorher nicht kannten. Foto: Kubik e.V.

Die Deutschen – viele unterschiedliche Gruppen

Wie geht Zusammenleben in Deutschland, wenn unklar ist, wer die Deutschen sind? Fragt man, was das einschneidendste Datum der letzten vierzig Jahre war, erhält man keineswegs die eine deutsche Antwort. Für viele Ostdeutsche dürfte die Wende zu den einschneidendsten Erfahrungen gehören. In Westdeutschland wurde die Wiedervereinigung dagegen viel weniger alltagsverändernd erlebt.

In der deutsch-türkischen Community gehören die Brandanschläge von Mölln und Solingen 1992 und 1993 zu den erschütternden Erfahrungen. Für viele Muslime veränderte der 11. September 2001 und der folgende Generalverdacht gegenüber ihrer Religion ihr Leben in Deutschland. Und für Menschen mit wenig Geld bedeuteten die Hartz-Reformen der frühen 2000er-Jahre einen tiefen Einschnitt.

Einigkeit ist spannender als Einheit

Ein Zivilgesellschaftlicher Festakt, organisiert von Kubik e.V. und Brunnenviertel e.V., nahm den 3. Oktober zum Anlass, unterschiedliche Menschen ins Gespräch zu bringen. Gefeiert wurde bei Eventus Bildung in der Dianastraße in Waidmannslust. Über der Veranstaltung stand der Begriff Einigkeit. „Worauf können sich alle Menschen in Deutschland einigen?“, fragte Süleyman Bağ von Kubik e.V.

Willkommen zum Zivilgesellschaftlichen Festakt: Kubik e.V. und Brunnenviertel e.V. luden am 3. Oktober zum gemeinsamen Austausch ein. Foto: Andrei Schnell

Im Wedding und Gesundbrunnen leben Menschen mit vielen Lebensentwürfen nebeneinander, treffen unterschiedliche Lebenswelten aufeinander. Hier ist unübersehbar, dass Deutschland die Vielen sind und nicht das Eine. Die Organisatoren des Zivilgesellschaftlichen Festakts haben deshalb kurzerhand aus dem Tag der Deutschen Einheit einen Tag der Deutschen Einigkeit gemacht. Mit Fragezeichen: Tag der Deutschen Einigkeit?

Keine Antworten, aber Perspektiven

Der Zivilgesellschaftliche Festakt sollte keine fertigen Antworten geben, sondern Menschen ins Gespräch bringen. Mit ihren jeweiligen Perspektiven eröffneten drei Rednerinnen den Festakt am 3. Oktober.

Pfarrerin Franziska Pich von der Evangelischen Kirchengemeinde am Gesundbrunnen sprach darüber, wie Gruppen entstehen und wie sie unser Selbstbild prägen. Nach Predigten beobachte sie immer wieder, wie Menschen kleine Gruppen bilden. Gruppen seien wichtig für Menschen – und manchmal bemerke man selbst gar nicht, dass man einer zugerechnet wird. Das habe sie erlebt, als sie aus Westfalen nach Brandenburg kam und dort plötzlich als Westdeutsche wahrgenommen wurde.

Pfarrerin Franziska Pich spricht beim Zivilgesellschaftlichen Festakt. Foto: Hensel

Die Soziologin und Geschäftsführerin des Verbands für gesellschaftliches Engagement (VGE e.V.) Hilal Akdeniz hielt eine politische Rede aus migrantischer Perspektive. Als Kind habe sie im Fernsehen gesehen, dass Mauern eingerissen werden können, als Erwachsene erlebe sie jetzt, wie neue Mauern der Ausgrenzung errichtet werden.

Sie sprach über das Gefühl, trotz einer deutschen Biografie nicht selbstverständlich dazuzugehören. Hilal Akdeniz ist in Augsburg geboren. Wenn ihr jemand sage, sie solle „zurück nach Hause“ gehen, frage sie sich: Wohin eigentlich? Sie könne nur nach Augsburg zurückgehen – aber das sei offensichtlich nicht gemeint. Und wohin sollten ihre Kinder gehen, die bereits zur vierten Generation gehören? Migranten und der Islam gehören zu Deutschland, lautete ihr entschiedener Appell.

Hilal Akdeniz sprach über Zugehörigkeit und die Erfahrung, trotz einer Familiengeschichte über mehrere Generationen immer wieder als nicht zugehörig wahrgenommen zu werden. Foto: Hensel

Irina Kohlmetz vom Gemeinschaftsgarten Himmelbeet erzählte aus ihrer persönlichen Perspektive von der Wende 1989/1990. Sie stammt aus der DDR und hat sich die deutsche Einheit damals nicht in dieser Form gewünscht. Einen Zusammenschluss mit der Tschechoslowakei hätte sie sich vorstellen können, denn dorthin hatte sie Verbindungen. Zum Westen und zum kapitalistischen System hatte sie keine Beziehung.

Lange habe sie sich gemeinschaftliches Arbeiten gewünscht. Im Himmelbeet hat sie diese Form des Arbeitens schließlich gefunden: Dort wird im Kollektiv und ohne Hierarchien gearbeitet. Die vielen unterschiedlichen Perspektiven zu akzeptieren, sei manchmal anstrengend, zugleich aber sehr bereichernd. Wo jemand herkomme, spiele dabei keine Rolle. Dass sie selbst aus der DDR stammt, sei im Himmelbeet schlicht egal.

Irina Kohlmetz vom Himmelbeet erzählte von ihrer ostdeutschen Perspektive auf die Wiedervereinigung und von ihren Erfahrungen mit hierarchiefreiem Arbeiten im Kollektiv. Foto: Hensel

Fremde reden über Heimat und Zugehörigkeit

Hauptteil des Zivilgesellschaftlichen Festakts waren die Thementische. In bunt gemischten Runden sprachen die Gäste über Themen wie Glück, Heimat und Zugehörigkeit. Die meisten der Anwesenden kannten sich vorher nicht. An jedem Tisch gab es einen Tischpaten, der das Gespräch moderierte.

Schnell erzählten die Teilnehmerinnen und Teilnehmer von eigenen Erfahrungen. Aus den Runden war ein lebhaftes Stimmengewirr zu hören. Eine halbe Stunde war für die Gespräche vorgesehen – für manche hätte es gern länger sein dürfen.

Das Besondere an dieser Feier zum Feiertag war, dass nicht Prominenz vom Pult aus zum Publikum sprach, sondern die Gäste miteinander redeten. „Staatsakt braucht Bürgerakt“ lautete die griffige Formel für den Abend.

An den Thementischen diskutierten die Gäste über Glück, Heimat und Zugehörigkeit – viele von ihnen kannten sich vorher nicht. Foto: Süleyman Bag

Nach den Thementischen war noch lange nicht Schluss. Bei einem üppigen Buffet wurde gemeinsam gegessen und gefeiert. Viele Gespräche gingen weiter. Gäste setzten sich zueinander und lernten sich kennen.

Es war ein Fest mit Musik und in einem schönen Saal. Es war ein Akt mit Nachdenken über Einheit und Einigkeit, über Gemeinschaft, Gemeinsinn und Zusammenhalt in der Vielfalt.

Zum ersten Mal den 3. Oktober gefeiert

„Ich habe noch nie viel über den 3. Oktober nachgedacht“, war ein Satz, der bei dem zivilgesellschaftlichen Festakt mehrmals fiel. Manche Gäste erzählten, dass sie den Tag der Deutschen Einheit noch nie gefeiert hätten. An diesem Abend war das anders.

Der Nationalfeiertag hat in Deutschland im Vergleich zu anderen Ländern eine eher nüchterne Bedeutung. Entstanden ist der Tag, um das Ende der deutschen Nachkriegsteilung zu feiern. Aber wer feiert dieses Ereignis heute? Wer feiert es noch? In anderen Ländern gehören öffentliche Feiern viel selbstverständlicher zum Nationalfeiertag. In Deutschland ist der Tag der Einheit für viele vor allem ein freier Tag.

Dass ein Nationalfeiertag auch anders erlebt werden kann, zeigte dieser Abend. Es kann sogar ein Funke überspringen. Die durchweg positiven Rückmeldungen an der Feedbackwand heben hervor, dass gerade der Austausch mit anderen Menschen aus diesem Tag einen Feiertag machten.

„Die Einheit lebt von Vielfalt“

Wie der Abend bei den Gästen ankam, zeigte auch die Feedback-Pinnwand. Dort hinterließen sie unter anderem diese Gedanken:

Danke, dass ihr uns am Tag der Deutschen Einheit so bunt an einem Tisch zusammengebracht habt. :)

Danke! Das war mit Abstand die schönste Feier zum Tag der Deutschen Einheit in meinem Leben. Tolle Idee und sehr sympathische Menschen kennengelernt.

Die Reden waren alle drei extrem stark und ein guter Einstieg in die Veranstaltung. Die Gespräche am Tisch waren interessant, speziell unser Tisch hätte tatsächlich keine Moderation gebraucht.

Wir sind einig, dass die Einheit von Vielfalt lebt.

Mehr davon

Viele Gäste wollten nach dem Abend vor allem eines: mehr davon. Das Format hatte Menschen zusammengebracht, die sich vorher nicht kannten und schnell miteinander ins Gespräch kamen. Unter den Gästen waren viele Weddingerinnen und Weddinger, die sich zuvor nie begegnet waren. Einige wünschten sich eine Fortsetzung im nächsten Jahr, gern im Wedding oder gar im Brunnenviertel.

Die Organisatoren wünschen sich, dass das Gespräch zwischen unterschiedlichen Gruppen auch im Alltag weitergeht. Vielleicht ist das eine Illusion, vielleicht eine Hoffnung.

Yazının orjinalı: https://brunnenmagazin.de/3-oktober-festakt-einigkeit/

← Haberlere dön